![]()
Şehirde araba sahibi olmak demek, aslında tekerlekli bir dert sahibi olmak demektir. Hele o işten eve dönüp mahallenin sokağına girdiğiniz an, Survivor’ın en büyük ödül oyunu başlar. Gözler faltaşı gibi açılır, boyun sağa sola dönmekten bir yerden sonra kireçlenir.
Uzaktan bir boşluk görürsün, kalbin küt küt atar; “Vallahi buldum, bu sefer şans benden yana!” dersin. Gaza ufaktan yüklenip yaklaşırsın ki o da ne? Boşluk dediğin yere bir motosiklet yatay park etmiş ya da mahallenin esnafı “müşteri gelecek” diye iki tane yağ tenekesini dikmiş. O anki hayal kırıklığıyla insanın arabayı orada bırakıp gidesi gelir.
Bir de o meşhur “çıkan var mı?” bakışı vardır. Camı indirip, içeride telefonla oynayan adama “Kardeş çıkıyor musun?” diye sorarsın. Adam “Yok, daha buradayım” deyince sanki tapulu arazisinden kovulmuş gibi hissedersin. En sonunda, “Lanet olsun” deyip evi üç mahalle arkaya park eder, kan ter içinde eve yürürken tam apartmanın önünden bir araba çıkar ya… İşte o an, kaderin sana attığı en büyük “nanik”tir.
Park yeri bulmak artık bir hobi değil, bildiğin nasip meselesidir arkadaşlar. Duaları eksik etmeyin!
Sizin mahallede park kavgası mı meşhur, yoksa “boş yer gören haber versin” WhatsApp grupları mı?














