![]()
Pazara gidersin, tezgahın başında durursun. Gözünün önünde serilenler ne kadar da taptazedir. Domatesler kırmızı gül gibi, salatalıklar pırıl pırıl, elmalar sanki cilalanmış gibi. Seçerken en iyisini en üstten alırsın, pazarcı gülümseyerek “Hemen poşete alayım abla/kardeş” der.
İşte o an başlar o gizli operasyon. Sen bir tanesine bakarken, o elin bir tanesiyle poşeti tutarken, diğer eliyle en alttaki, hafifçe yumuşamış, rengi biraz dönmüş, “bunu hemen pişirmen lazım” olanı hızla poşetin dibine atıverir. Öyle bir ustalıkla yapar ki, bir an bile fark etmezsin. Sanki sihirbazlık yapıyor.
“İşte bu da yanında hediye olsun” der gibi gülümser ama aslında “bunu kimse görmeden sana verdim” der gibidir. Eve gelip poşeti boşalttığında görürsün: üstekiler tam istediğin gibi, dibe bastırılmış olanlar ise bir gecede tüketilmesi gereken hastalar gibidir.
Bazen kendini suçlarsın: “Ben mi yanlış seçtim?” Sonra anlarsın ki bu pazarcıların kutsal bir geleneğidir. Onlar için çürük olanı elden çıkarmak, mahsulü kurtarmak, ticaretin sırrıdır. En tazeyi göz önüne koy, gerisini gizlice poşete doldur.
En komik yanı ise, sen bir sonraki pazara gittiğinde yine aynı şekilde kanarsın. Yine en güzelini seçersin, yine o poşetleme anına gelir, yine eve gelip dibindeki çürükleri görünce “Aman be yine mi?” dersin. Ve yine gidersin. Çünkü pazarın da, alışverişin de, hayatın da bir yanı hep böyledir: görünen ve görünmeyen…















Taptaz meyve ve sebzelerle dolu pazarlara gitme keyfi harika! 🍅🥒