![]()
Ter kokusu… İnsanlığın en utanç verici ama en komik gerçeği. Herkesin başına gelir ama kimse konuşmak istemez. Sanki bu koku sadece sana özgü, sanki evrendeki tek insan sensin ki koltuk altından garip garip sesler çıkaran bir buhar kaynağı var gibi hissettirirsin.
Sabah duş almış, en güzel parfümünü sıkmış, dışarı çıkmışsın. Güneş seni karşıladığı anda ilk damla düşer. Sonra bir bakmışsın ki o güzel parfümün, aniden “bozulmuş balık + eski çorap + biraz da baharatlı nohut” karışımına dönüşüyor. Parfüm markası bunu hiç söylemez: “Dikkat! 25 derece üstünde çalışma performansımız sıfırlanır, tam tersi etki yapabilir!”
Toplu taşıma ise ter kokusunun Dünya Şampiyonası. Otobüste bir adam kalktığı anda yerine oturmak istersin ama burnun sana haykırır: “DUR! Ölürsün! Orada sadece onun teri kaldı, o koku hala orada yaşıyor!” Bir başkasının terini solumak, onun günahlarını, koşturmalarını, sinirlerini solumak gibidir. Hatta bazen düşünürsün: “Acaba benim kokum da başkalarına böyle geliyor mu?” Sonra hemen unutursun, çünkü yanındaki kişi öyle bir yayar ki senin kokun onun yanında gül suyu kalır.
Spor salonları ise ter kokusunun ana vatanı. Halteri kaldırdığında sadece kasların değil, kokun da zirve yapar. Yanındaki adamla aynı hareketi yapıyorsunuz, ikiniz de çaba gösteriyorsunuz ama onun kokusu seninkini tamamen bastırıyor. O an içinden geçen tek düşünce: “Kardeşim sen ne yedin? Bütün sarımsak tarlasını mı yuttun, yoksa geçen haftanın çorbalarını mı biriktiriyorsun?”
En komik an ise başkası sana yaklaştığında olur. Konuşurken o hafif burnunu çekmesi, ağzını el ile kapatması, bir adım gerilemesi… O an dünyanın en büyük suçlusun. Aslında sen sadece normal bir insanın terliyorsun ama onun bakışları sanki sen dünyayı kokutmak için yaratılmışsın gibi. Hatta bazen özür dilersin: “Üzgünüm, çok koştum” ama içinden geçen: “Sen de terliyorsun canım, sadece seninki şu an aktif değil!”
Ter kokusu aslında hepimizin eşit olduğunu kanıtlayan en büyük kanıt. Zengini, fakiri, güzelini, çirkinini, ünlüünü, sıradanını… Hepimizin içinde aynı tuzlu, keskin, komik koku saklı. En pahalı elbiseler, en pahalı parfümler sadece bir süreliğine gizler, ama gerçek ortaya çıkar.
Onunla savaşmak yerine onunla dalga geçelim. Çünkü o bizimle: koştuğumuzda, güldüğümüzde, utandığımızda, heyecanlandığımızda o da bizimle. Bazen çok kötü koksa da o, bizim en sadık arkadaşımız.
Ve son olarak: Eğer bir gün bir yerde çok kötü bir koku alırsan, hemen panikleme. Sadece gülümse ve düşün: “İşte bu insan, gerçekten yaşıyor!”















Hehe, herkese geliyor, bizim gizli paylaşımızdır! 😄