![]()
Evlilik denen uzun soluklu kampanya sona erdi. Cebinizde boşanma kararı, omzunuzda “özgürlük” pelerini var. Şimdi herkes size “keyfini çıkar, gençleş” diyor ama sizde durum tamamen farklı: beyniniz otomatik olarak “avcı modu”na geçmiş bile.
İlk hafta çok asil durursunuz: “Biraz kendimle ilgileneceğim, acelem yok” dersiniz. Arkadaşlar toplanır, “Hadi dışarı çıkalım” der. Siz “Yok canım, sakinim” derken ayaklarınız sizi en kalabalık ortama doğru sürükler. Çünkü eski alışkanlık gitmemiş: bir zamanlar evdeki düzeni korumak için çabalarken şimdi “yeni bir düzenin adayı” arıyorsunuz.
En komik tarafı da tecrübesizlik! Yıllarca sadece bir kişinin neyi sevdiğini ezberleyen beynin, birden “genel halk”a hitap etmeye çalışıyor. Espri yaparsın kendi güler, karşı taraf bakar kalır. İltifat edersin çok ağır gelir. Yaklaşımın ya kapıya dayanmış gibi zorba, ya da “sadece arkadaşız yav” derken kendi kendini kandırmış gibi toy. Bir bakarsın pazarlık yapar gibi “şöyle mi olsam, böyle mi duram” diye düşünürken, bir bakarsın akşamın sonunda “ya sen aslında çok tatlısın” derken bulursun kendini.
Sokakta yürüyüşün bile değişir! Eskiden hedef: market, fırın, eve dönüş. Şimdi her kaldırım potansiyel sahne, her bakış potansiyel puan, her gülümseme “acaba?” diye içini kemirir. “Ben aramıyorum ki, kendiliğinden gelirse olur” der durursun. Hadi oradan! Bal gibi arıyorsun da, aradığını bile itiraf edemeyecek kadar utangaçsın.
Sonra bir de “Çok Seçiciyim” Dönemi başlar! Eskiden “olsun işte, idare eder” derken şimdi adeta pazara inmiş, eline her malı alıp “bunun şu tarafı eğik, bunun bu yanı kısa” diye gezen amca gibi davranırsın. Seçersin seçersin sonunda elin boş kalır ama yine de vazgeçmezsin. Çünkü avcılık içgüdüsü bir kere uyandı mı, bir kere “özgür”lüğün tadına vardın mı, artık durmak bilmezsin.
Aslında aradığın yeni aşk filan değil kardeşim! Sadece “hâlâ tercih ediliyorum” hissi! Yılların yorgunluğunu, alışkanlığın körlüğünü bir kenara bırakıp “bak ben hâlâ varım, hâlâ beğenilirim” mesajını bir yerlere ulaştırma çabası hepsi.
Ve en absürt tarafı: ne kadar “sakinim, bakmıyorum” diye bağırırsan bağır, kalbinin o boş köşesi, içinde ekmek kalmamış fırın gibi sürekli “bir şeyler koy, bir şeyler koy” diye bağırır durur. Tıpkı uzun zamandır kilitli duran kapının önünden geçen her rüzgarda gıcırdaması gibi…















Hayatın yeni sayfalarını keyifle açmaya devam et! 🌟