![]()
Kıskançlık denince akla genellikle fırtınalı aşk hikayeleri veya devasa taht kavgaları gelir. Oysa hayatın içindeki en absürt, en trajikomik rekabetler genellikle sıradan günlerin en beklenmedik anlarında saklıdır. İnsanoğlu, doğası gereği mantığı bir kenara bırakıp her şeyi ama her şeyi kıskanma potansiyeline sahiptir.
-Evcil Hayvan Rekabeti: Kediye biraz fazla sevgi gösterildiğinde, evin köpeğinin aniden en sevdiğiniz terliği kemirmeye başlaması ya da sevgiyi bölüşemeyen tüylü dostların o dramatik, hesap soran bakış savaşları.
-Kasa Sırası Laneti: Süpermarkette yan sıranın daha hızlı ilerlediğini görüp sinsice o tarafa sızmak; ardından tam o anda kendi geçtiğiniz sıranın kilitlenmesi ve eski sıranızdaki insanların neşeyle kasadan geçişini izlemek… İçten içe o yabancılara bilenmek tam bir modern zaman dramıdır.
-Sosyal Medya Çılgınlığı: Arkadaşınızın alelade bir kahve fotoğrafına gelen beğeni sayısı, sizin üzerine saatlerce düşündüğünüz entelektüel paylaşımınızı solladığında içinizde uyanan o hafif burukluk… “Ben daha yaratıcıyım” egosu burada sinsice devreye girer.
-Çocukların Amansız Savaşı: Kardeşinin tabağındaki köftenin veya pizzanın milimetrik olarak kendisininkinden daha büyük olduğunu iddia edip akşam yemeğini bir adalet mitingine çeviren o saf, çocuksu hırs.
-Akraba WhatsApp Grubu Nispeti: Grupta bir kuzenin “Hayırlı cumalar” mesajına veya bayram tebriğine gelen kalpli emoji ve tebriklerin, sizin attığınız jilet gibi mesajı gölgede bırakması. “Benimki daha edebiydi” diyerek teyzelerin beğeni sayılarını gizlice saymak tam bir aile içi krizdir.
-Kuaför İhaneti: Yan koltukta oturan yabancının saç kesiminin veya boyasının, sizinkinden çok daha kusursuz durduğunu fark ettiğiniz an yaşadığınız o sessiz aydınlanma ve kendi aynanıza küsme anı.
Neticede kıskançlık, hayatın en absürt virüslerinden biri. Önemli olan bu trajikomik anları fark edip kendi kendimize gülebilmeyi başarmaktır.














