![]()
Cenazeler, doğası gereği ağırbaşlı ve hüzünlü ortamlardır; ancak insan doğasının sakarlığı bazen en ciddi anları bile bir durum komedisine çevirebilir.
Vedalar, her zaman planlandığı gibi huşu içinde gerçekleşmez.
Bazen tam imamın o can alıcı soruyu sorduğu, cemaatin “Helal olsun!” dediği o vakur sessizlikte, birinin cebinden yükselen **”Erik Dalı”** zil sesi tüm maneviyatı bir anda yerle bir eder. O an, telefonun sahibinin yerin dibine girme hızı, mevtayı kıskandıracak cinstendir.
Bir de şu “yapışkan” teselliler vardır:
Merhumun adını sürekli karıştıran uzak akrabalar veya acılı eşin kulağına eğilip “Hayırlısı böyleymiş, sen de artık önüne bakarsın” diyen patavatsızlar… Bu sevimsiz ama absürt anlar, yasın ortasında insanın yüzünde ekşi bir gülümseme bırakır.
En “kara mizah” sahneler ise fiziksel aksaklıklardan doğar. Tabutu taşırken ayağı takılan amca, mezar başında selfiesini çeken Z kuşağı kuzen ya da taziye evinde helvayı beğenmeyip tarif eleştiren “gurme” komşu teyzeler… Hayat, en karanlık günümüzde bile bize şu mesajı fısıldar: İnsanlık hali, her yerde haldir.
Sonuçta ölüm ciddidir ama insanoğlu, en hüzünlü vedasına bile bir tutam sakarlık bulaştırmayı her zaman başarır.














