![]()
Dizi başlar, daha ilk bölümden senaryo sana bulaşır. İyi tarafı tutmuşsun, kötü karakteri ise içinden dışına çıkamaz hale gelmişsin. O sadece rol yapıyor, sen ise gerçek hayatta en büyük düşmanın ilan etmişsin.
Her yaptığı harekette içinden “Yapma bunu, yazık değil mi adama!” diye sayıklıyorsun. O sırada salonda tek başına olsan bile yüksek sesle uyarırsın: “Kızım görmüyor musun adamın niyetini?!” Bir başkası yanında olsa “o sadece dizi” dese bile cevabın hazırdır: “Sen bakma öyle, insanın içindeki kötülük bu!”
En sinir olduğun an ise iyi karakterin ona inandığı andır. Elindeki çay bardağını kenara koyup dik dik ekrana bakarsın: “İnanma ona! İnanma! Bunu daha önce bin kere yaptı!” O sana bakmaz, sözüne inanır, sırtını dayar. O an senin kanın kaynar, “Aptal! Nasıl anlamazsın bu kadar açıkken!” diye haykırır, hatta bazen elini kaldırıp ekranın önüne geçersin sanki önüne geçersen kötülük gerçekleşmeyecekmiş gibi.
En komik tarafı ise son sahne yaklaşırken kalbin göğsünde atıyor, terliyorsun. Kötü karakterin ağzından çıkacak her kelimeyi önceden biliyorsun, ekrana fısıldaşıyorsun: “Söylemeyecek mi? Bu sefer doğruyu söyleyecek mi?” Sonunda yine aynı oyunu oynayınca isyan edersin: “Yeter be! Ne kadar kötü olabilirsin ya!”
Ailen gelir odana bakar, “Kiminle konuşuyorsun yine?” der. Sen hemen toparlarsın: “Yok canım, sadece çok gerçekçi geldi.” Gerçek ise şu: Sen o dizideki tek gerçek kahramansın. Onlar rol yapıyor, sen yaşıyorsun.
Ve en sonunda bölüm biter, kapanır ekran. Bir süre orada öylece kalırsın. İçin huzursuzdur. “İnşallah bir sonraki bölümde hakkı çıkar” diye geçirirsin. Sonra kalkıp mutfağa gidersin ama aklın hala oradadır. Çünkü o kötü karakteri sen bile unutamıyorsun, nasıl herkes unutsun?
Bazen düşünürsün: Keşke ben orada olsaydım da bir söyleseydim ona! Ne çok şey değişirdi, ne çok oyun bozulurdu. Sonra gülersin kendi kendine: Bizim işimiz de bu ya; hayattaki kötülüğe ses çıkaramayınca, dizideki kötüye çıkarıyoruz.















Kötü karaktere karşı bu kadar duyarlı olmanız harika! 👏😊