![]()
Arkadaşlar, birinin bana bunu sorması lazım çünkü kimse sormuyor; herkes mayo giyip “melanin salgıla bebeğim” modunda sahile koşuyor. Ben de kalıyorum beyaz peynir gibi.
Bana bakıp “Aa, sen hiç yanmıyor musun?” diyen teyzeler var. Yanmıyorum teyze, ben paslanıyorum. Güneşe çıktığım 10. dakikada vücudum “Uyarı: Bu cihaz dış mekana uygun değil,” diye sinyal veriyor. Kızarıyorum, sonra soyuluyorum, sonra pişmanlık duvarına çarparak geri dönüyorum. Bu bronzluk değil, bu badana kazıma süreci.
Instagram’da herkes “yaz vücutları” paylaşıyor. Çikolata rengi insanlar, yağlı bebek gibi parlayan omuzlar… Benim yaz vücudum ne? Ocak’ta giydiğim kazakla aynı. Sadece üstünde sinek ısırığı var.
Bir de şu “temel atsın da gerisi gelir” tayfası var. Günde 10 dakika güneşleneyim, temel olsun diyorlar. Ben 10 dakika duruyorum; temel değil, temel atma töreni oluyor. Vücut şantiyeye dönüyor, kepçe geliyor, beton dökülüyor. Ertesi gün duşta derim dökülüyor, kendime mini kar yağdırıyorum.
Peki zorunda mıyım? Hayır. Bronzluk zorunlu ders değil, seçmeli. Kalsiyum gibi; almayan da yaşıyor. Beyazlık artık “nadir koleksiyon ürünü” sayılır. Vampir modası geri gelirse ben trendsetter olurum.
Bir de şu var: Güneş koruyucu sürüyorum, SPF 50. İnsanlar bakıp “Ne gerek var bu kadar?” diyor. Gerek var çünkü benim cilt tipim “yoğurt”. Güneş görünce mayalanıyorum.
Sonuç: Bronzlaşmak zorunda değilsin. Yaz geldi diye derini fırına vermene gerek yok. Gölgede kitap okuyan, şapkasını takıp dondurma yiyen sen de yazı yaşıyorsun. Hatta klimalı ortamda ayakta kalan son insan sen olacaksın. O yüzden gururla solgun kal. Kışın everyone beyazken sen de beyazsın, yazın herkes yanarken sen yine sensin. Bu tutarlılık takdire şayan.
Şimdi bana bir şemsiye verin, sahile gidiyorum. Gölgede bronzlaşma diye bir şey varsa ben onu yaparım.
Hissohbet.com














