![]()
Bütün yılın yorgunluğunu atmak, sıcaktan biraz olsun kurtulmak için sahile vardığımızda aklımızda tek bir plan vardır: “Sadece ayaklarımı ıslatıp çıkacağım”. Ne uzun süre yüzme, ne de saatlerce suyun içinde durma niyeti yoktur. Sadece serin bir dokunuş, rahat bir nefes almak yeterlidir.
Ama denizle aramızdaki bu sessiz anlaşma, ilk adımımızı suya atar atmaz bozulur. Önce parmak uçları, sonra ayak bilekleri, bir an sonra dizlere kadar uzanır su. “Tamam, bir adım daha” deriz, bir bakmışız belimizin hizasına kadar gelmişiz. Suyun serinliği vücudumuza yayıldıkça, sıcak havadan gelen o bunaltıcı his yavaş yavaş silinir. O anda aklımızdaki “hemen çıkacağım” sözü, dalgaların sesine karışıp unutulur gider.
Ardından gelen birkaç dakika, kendimizi suyun içinde bir aşağı bir yukarı yürürken buluruz. “Bir tur atayım öyle” diye düşünürüz. Sonra bir bakmışız, yanımıza havluyu, su şişesini bile almadan yarım saat geçmiş. Çıkmak için harekete geçtiğimizde ise rüzgarın vücudumuzu birden üşütmesiyle karşılaşırız. “Hadi yeter artık” deriz, ama bir dalga daha gelir, bir nefes daha alırız ve tekrar oyalanırız.
Sahile döndüğümüzde ise durum tamamen farklıdır. Sadece ayaklarımız değil, bütün vücudumuz sırılsıklamdır. Saçlar, sırt, bacaklar her yerde kum taneleri, her yerde tuz izi kalır. Gülümseyerek kendi kendimize “Yine sözümüzü tutamadık” deriz. Ama pişmanlık yoktur. Çünkü o kısa anın verdiği ferahlık, bütün günün yorgunluğunu siler.
İşte bu yüzden bu cümle yazın en gerçek, en samimi sözüdür. Her yıl aynı planla gelir, aynı sonla ayrılırız sahilden. Ve her defasında bir sonraki sefere yine aynı sözü tekrarlayacağımızı biliriz: “Sadece ayaklarımı ıslatıp çıkacağım.”














