![]()
Bazı insanlar vardır. Hayatına girince düğüm, çıkınca yara olur.
Ne yanında rahat edersin, ne de yokluğunda.
Yanındayken içinden bir ses konuşur: “Bu doğru değil.”
Gülersin, konuşursun, elini tutarsın ama arkanda hep bir gölge yürür. O gölgenin adı vicdan azabı.
Çünkü biliyorsun. Birinin canı yanıyor. Bir kural çiğneniyor. Bir emek gasp ediliyor.
Başarı gibi görünen şeyin altında başkasının kaybı var. Ve gece olunca o kayıp gelip koynuna yatıyor.
Peki bırakınca ne oluyor?
Bu sefer de göğsünde kocaman bir boşluk. Telefon susuyor, sokaklar daralıyor, şarkılar üstüne geliyor.
“Bırakmasaydım” diyorsun. “Bir yolunu bulsaydık” diyorsun. Huzur yine yok. Sadece azabın şekli değişti.
İşte en yorucu yer burası. İki seçenek de huzur vermiyor.
Biri seni içeriden kemiriyor, diğeri dışarıdan.
Bunun adı aşk değil, imtihan.
İmtihan çünkü sana şunu soruyor: “Ne pahasına mutlu olmak istiyorsun?”
Bedeli başkasının üzüntüsü olan mutluluk, borçtur. Bir gün faiziyle geri ister.
Bedeli kendi yokluğun olan huzursuzluk ise, büyümen için ödenen harçtır.
Çözüm basit ama kolay değil: Üçüncü bir yol aramak.
Ne vicdanını öldüren bir “yanında”, ne de kendini tüketen bir “yokluğunda”.
İnsanın önce kendiyle barışık olması lazım. Sonra başkasıyla.
Hissohbet.com — BeriLa















Bu yazıyı okuduğumda çok düşünmeye başladım. 😊