![]()
Her şey dahil bir otele girdiğimizde içimizde aynı his uyanır: “Artık sınır yok, dünya benim!” Kahvaltı, öğle, akşam, ara öğünler, tatlılar, içecekler… Hepsi hesapta var, hepsi orada bekliyor. Ve bu düşünce aklımıza geldiğinde vücudumuzda garip bir değişim olur: bir haftalık diyeti, “sağlıklı beslenirim” sözünü, porsiyon ölçüsünü tamamen unuturuz.
Büfeye ilk girişte duruşumuz bile farklıdır. Sakin adımlarla ilerler, her şeye bir göz atar, “neyi çok severim neyi az” diye plan yaparız. Sonra ilk tabağı doldurmaya başlarız ve o plan anında buhar olur gider. “Biraz tadına bakayım” deriz, bir bakmışız tabak dağ gibi yığılmış. İlk sıcaklar, soğuklar, yanına birkaç çeşit meze, hatta yanına patates kızartması da olsun, ne olur ne olmaz…
En büyük mantık hatamız ise şudur: “Parasını verdim, boşuna kalmasın!” düşüncesi. Sanki yedikçe geri ödeme alacağız gibi davranırız. Masada otururken içimizden geçen tek söz: “Bu parayı çıkarmam lazım.” Bu yüzden doysak bile bir tur daha gideriz. Bir tur daha. Sonra bir tur daha.
– Kahvaltıda bal-kaymakla yetinmek yerine, omlet, sosis, krep, reçel hepsini aynı anda deneriz.
– Öğle yemeğinde hem etli hem balıklı makarna, yanında pilav, salata derken masa dolup taşar.
– Tatlılar kısmı ise tam bir imtihandır. Sütlü, şerbetli, pasta, dondurma… “Sadece bir kaşık” derken tabağın yarısı doludur.
Sonra kalkıp otele döneriz. Karnımız taş gibi, nefes almakta zorlanıyoruz, bir daha hiçbir şey yemeyeceğimize yemin ediyoruz. Ama akşam olunca tekrar aynı kapıya yöneliriz. Ve her seferinde aynı sözü tekrarlarız:
“Bu sefer sadece hafif bir şeyler yiyeceğim!”
Ama hiçbir zaman hafif kalmaz. Çünkü açık büfe, insanın kendi sınırlarını unuttuğu, “sonra düşünürüm” diyip keyfe teslim olduğu tek yerdir. Orada sadece yemek yenmez; bir nevi hakkını arama, doyasıya yaşama, bir haftalık yiyeceği birkaç güne sığdırma töreni yapılır.
Sonunda eve döndüğümüzde çantamızda birkaç çeşit çikolata, cebimizde birkaç kuruyemiş, belki yanımızda bir şişe içecek çıkar. Ve gülümseyerek söyleriz: “Değdi doğrusu, parasını fazlasıyla çıkardık!”














