![]()
Dışarıdan bakınca “ne güzel, sıra yok” dersin, hızla yönelirsin. Ama adımını atar atmaz asıl gerçekle yüzleşirsin: ATM önü asla boş değildir, sadece görünüşte öyledir.
İlk makineye varırsın, tam kartını uzatacaksın ki… orada bir beyefendi var. Tek başına, makineyle derin bir sohbete girmiş. Kartı takar, ekranı inceler, geri çıkarır, cebine koyar, tekrar çıkarır, tekrar takar. “Acaba başka işlem mi yapacak?” diye beklerken bir bakarsın ki 5 dakika geçmiş, o hâlâ “şifre doğru mu, miktar yeterli mi?” diye iç muhasebe yapıyor.
Tam onun bitmesini beklerken, arkandan gelen bir başkası gelir: “Sadece 200 lira çekeceğim, hemen hallolur” der. Ama “hemen” kelimesi orada anlamını yitirir. Önce dil değiştirir, sonra bakiye sorgular, sonra fatura ödemeyi dener, en sonunda “ha evet, para çekecektim” diye asıl işe geçer.
En komik olanı ise şudur: Sıra tamamen bitti, sen makinenin başına geçtin, derin bir nefes aldın… o anda arkandan biri yetişir ve “sadece para yatıracağım, iki dakika sürer” der. İki dakika, orada tam olarak 10 dakikaya denk gelir.
Anlarsın ki ATM dünyasının değişmez kanunu şudur: Ne kadar boş görünürse görünsün, herkesin “acil ve kısa” bir işi vardır; o iş de asla kısa sürmez.














