![]()
İnternette gezinirken 1.90’lık İskandinav mankenin üzerinde dökümlü, karizmatik duran o hırkayı gördünüz. Beyniniz hemen o tehlikeli fısıltıyı fısıldadı: “Bu hırkayı alırsan sen de böyle havalı olacaksın.” Sipariş verilir, kargo beklenirken aynanın karşısında provalar yapılır.
Ve o büyük an gelir. Kargo poşeti vahşice yırtılır, kıyafet üstte denenir ve acı gerçekle yüzleşilir: Karşınızdaki aynada o İskandinav manken değil, kıtlıktan yeni çıkmış bir un çuvalı durmaktadır. Kol boyu parmak uçlarınızı fersah fersah geçmiş, omuzlar ise hüzünlü bir şekilde aşağı sarkmıştır. Mankende “oversize salaşlık” olarak duran şey, sizde “abimin eskisini giydim” hırkasına dönüşmüştür.
Peki şimdi ne olacak? İade etmek mi? Asla. O kargo şubesine gitmek, sırada beklemek ve form doldurmak ölümden beterdir. Onun yerine insanlık tarihinin en büyük kendini kandırma yalanı devreye girer: “Neyse ya, evde giyerim, sıcacık tutar.” Böylece gardırobunuz; dışarıda giymeye utandığınız, atmaya kıyamadığınız ve sırf üşengeçlikten iade edemediğiniz pahalı ev bezleriyle dolup taşar. Sonuç? Moda sektörü kazanır, siz ise evde hırkanızın içinde kaybolmuş bir şekilde lahmacun söylersiniz. Çünkü kabul edelim, herkes çok şık olmak zorunda değil!














