![]()
Her Türk evinde, haritada yeri olmayan, pasaportsuz girilmeyen ve adeta bir müze titizliğiyle korunan gizemli bir bölge vardır: Misafir Odası.
Bu oda, evin geri kalanından tamamen bağımsız bir ekosistemdir. Kapısı genellikle “içerideki kutsal hava kaçmasın” diye kapalı tutulur. İçerideki mobilyalar, üzerlerine örtülen devasa kumaş örtüler yüzünden adeta gizli birer heykel gibi görünür. Toz konmasın diye alınan bu önlem, odayı terk edilmiş bir şatoya çevirir.
Odanın başrolünde, içinde ne olduğu asla bilinmeyen, muhtemelen 24 ayar altın kaplama fincanlar barındıran gizemli vitrin yer alır. Salondaki kristal avize ise sadece “yılda bir gelen önemli misafir” teşrif ettiğinde yanar. O ana kadar oda karanlığa mahkumdur.
Sıradan bir ev sakini olarak yanlışlıkla içeri adım atarsanız, annenizden jet hızıyla şu uyarıyı alırsınız:
“Çık oradan, basma halıya, tüyleri yatıyor!”
Kısacası misafir odası; ev halkının sürgün hayatı yaşadığı, ama el âleme karşı sergilenen bir milli gurur abidesidir. Neyse ki yılda bir kez o kapı açılır da, içerideki eşyalar gün yüzü görür!














