![]()
Türk evine misafirliğe gitmek, aslında gizli bir “açlık oyunları” müsabakasına katılmaktır. İlk yirmi dakika her şey çok medenidir; çaylar doldurulur, hal hatır sorulur. Ancak o ilk tabağın dibi göründüğü an, ev sahibinin gözünde bir gladyatör ışığı yanar.
Mesele aç olmanız ya da doymanız değildir; o böreğin bitecek olmasıdır. Kendinizi savunmak için “Diyet yapıyorum”, “Doktor yasakladı”, hatta “Bunu yersem patlarım” gibi tıbbi argümanlar sunarsınız. Ev sahibi bu itirazları duymaz, adeta Matrix’teki Neo gibi kurşunları savuşturur. “Kuru kuru gitmez, yanına bir kısır koyayım” derken, tabağınıza kepçeyle giriş yapar.
Süreç, doymaktan çıkıp bir hayatta kalma mücadelesine dönüşür. Israr öyle bir seviyeye gelir ki, en son ev sahibini tabağın başında, “Yemezsen arkandan ağlar, valla darılırım, bak yemin ettim” diyerek hipnoz seansı yaparken bulursunuz. Türk misafirliğinden sağ çıkmanın tek yolu, tabağı tamamen bitirmek değil, kendinizi ölü taklidi yaparak koltuktan aşağı bırakmaktır.














