![]()
Eskiden vesikalık fotoğraflarda kulağımız görünüyor diye utanırdık, şimdi sosyal medyada gerçek kulak ve burunla dolaşanı “cesaretinden dolayı” tebrik ediyorlar. Günümüz fotoğraflarında filtre kullanımı öyle bir boyuta ulaştı ki, dijital dünya adından söz ettiren birer illüzyonist kaynıyor.
“Sabah yataktan fırlamış, gözünde çapak, saçında kuş yuvası barındıran fani bir kul, tek bir dokunuşla milyon takipçili bir dijital aristokrata ya da pürüzsüz ciltli bir Hollywood starına dönüşebiliyor.” “Pürüzsüz cilt” filtresini o kadar köklüyoruz ki, fotoğraflarda burnumuz eritilmiş margarin gibi yok oluyor, ağzımız gözümüz birbirine karışıyor. Arkadaki duvarlar, kapı pervazları bel incelteceğiz diye Matrix simülasyonuna dönmüş, kimsenin umurunda değil!
İşin trajikomik kısmı, bu filtreli hallerimize o kadar alışıyoruz ki, aynaya bakınca kendi gerçeğimize “Bu kim ya, sevimsiz şey!” muamelesi yapıyoruz. Sokakta karşılaşsak birbirimizi tanıyamayacak hale geldik. Arkadaşını bulmak için artık yüzüne değil, piksel kalitesine ve yamulan duvarlara bakman gerekiyor. Velhasıl, filtreler sayesinde hepimiz çok güzeliz ama ortada “biz” yokuz. Neyse, dur şuradan bir “doğal ışıltı” filtresi açayım da öyle düşüneyim.














