![]()
Bayramda herkes güya hayırsever kesilir ama iş mahallenin garibanı Ahmet Efendi’nin kapısına gelince hesaplar birden şaşar. Bizim uyanık takımı hemen “Aman hanım, şu sert yeri ayır, nasıl olsa düdüklüde lokum gibi olur” moduna geçer.
Zenginlerin derin dondurucuları antrikot ve bonfileyle bayram ederken, garibanın poşetinden çıkan parçalar genellikle tıp dünyasını bile şaşırtacak cinstendir:
+Sinir Ağları: Isırdıkça uzayan, çiğnedikçe büyüyen, adeta lastik sektöründen transfer edilmiş bağ dokuları.
+Beyaz Mucize: “Kavurmaya lezzet verir” yalanıyla poşetin %80’ini kaplayan, yağı bol, eti kayıp kütleler.
+Çorbalık İskelet: Üzerinde et bulabilmek için büyüteç gereken, tencereye sığmayan devasa bir kaburga kemiği.
Gariban, kapıda poşeti teslim alırken “Allah kabul etsin” der ama içinden de “Bunu pişirmek için harcayacağım tüp gaz, etin ederinden fazla” diye hesaplar.
Sonuçta “yedi parça” eşit bölünmüştür bölünmesine ama, nedense hayvanın en “sosyalist” ve işe yaramaz kısımları hep kapitalizmin en alt basamağına isabet eder. Olsun, maksat çorba kaynasın; içinde et olmasa da kokusu yeter!














