![]()
Pazarlık, modern ticaretin ortasında hayatta kalmaya çalışan kadim bir psikolojik savaş, bir ata sporudur. İhtiyacımız olmayan bir ürünü, sırf “fiyatını düşürdük” zaferini tatmak için satın almamızı sağlayan muazzam bir illüzyondur.
Süreç her zaman aynı yüksek gerilim hattında ilerler. Satıcının “Kurtarmaz abi” feryadı ile alıcının “Cebimde son bu kadar var” tiyatrosu, Shakespeare oyunlarına taş çıkartır. En trajikomik an ise **”Geri vites diplomasisi”**dir: Fiyatı beğenmeyip dükkandan yavaş adımlarla uzaklaşırsınız. Gözünüz arkada, kulağınız satıcıdadır. “Tamam gel arkandan ağlamasın” nidasını duyduğunuz an, Harvard Ekonomi mezunlarından daha büyük bir finans dehası gibi hissedersiniz. Ama asıl ironi evde başlar: 100 liralık şeyi 70 liraya indirdiğiniz için sevinirken, aslında hiç harcamamanız gereken 70 lirayı harcamışsınızdır.
Sonuçta pazarlık; iki tarafın da birbirini kandırdığını sandığı, ama günün sonunda sadece cüzdanın hafiflediği, düşündüren bir modern zaman ayinidir. Satıcı da bilir malın değerini, sen de. Ama maksat, o “kazıklanmadım” hissinin verdiği o tatlı, sahte huzurdur.
Pazarlık stratejilerinde en çok hangi taktiği kullanmayı seversiniz; “Geri yürümek” mi, yoksa doğrudan “Öğrenciyim” kartını oynamak mı?














