![]()
Çok sevmek neden hep üzer? Çünkü sevgi dengesiz bir denklem. Sen verirken terazinin bir kefesine kalbin, zamanın, beklentilerin, hayallerin doluşuyor. Karşı tarafın kefesine ne koyduğunu kontrol edemiyorsun. Ve insan doğası gereği eksik bırakmaya meyilli.
Çok sevmek, fazla görmek demek. Ufacık bir ilgisizliği büyütüyorsun kafanda. “Gece 2’de mesaj atmadı” diyorsun, halbuki adam uyumuş. Ama sen zaten üç adım ileride bir senaryo yazmışsın: soğudu mu, biri mi var, beni mi unuttu. Sevgi, zihni mikroskopa çeviriyor. Normalde göze çarpmayacak detaylar batmaya başlıyor.
Bir de beklenti var. Çok sevince karşındakinin de aynı yoğunlukta hissetmesini istiyorsun. Mantıken biliyorsun, herkesin sevme kapasitesi, gösterme biçimi farklı. Ama kalp mantık dinlemiyor. Sen “Ben olsam her gün arardım” diyorsun, o haftada bir aramayı yeterli görüyor. Bu fark, yara yapıyor.
Çok sevmek, kendini ikinci plana atmak demek çoğu zaman. “O mutlu olsun da” diye kendi sınırlarını esnetiyorsun. Bir kere esneyince durmuyor. Sonra bakıyorsun, sen yorgansın ama o hala üşümüyor. Çünkü sen üzerine aldın bütün soğu.
En kötüsü, çok sevmek bağımlılık yapıyor. Karşı tarafın küçük bir gülümsemesi bütün gününü kurtarıyor. Küçük bir mesafesi bütün haftanı mahvediyor. Duygu durumun başkasının elinde oluyor. Ve insan, kontrolü başkasına verdi mi üzülmeye mahkum.
Bu yüzden “çok sevmek” değil mesele. Mesele, severken kendini de sevmeyi unutmamak. Sınır koymak, beklentiyle boğmamak, karşındakini tanrılaştırmamak. Sev ama teslim olma. Yoksa hep üzer. Çünkü fazla yüklenen her şey, bir gün düşürür insanı.
-Hissohbet.com- BeriLa














