![]()
Günün bütün yorgunluğunu geride bırakır, yatağa girer, yorganı üzerine çeker, yastığı en uygun şekle getirirsin. Gözlerin ağırlaşır, vücudun gevşer, “işte şimdi uyuyacağım” diye içinden geçirirsin. Tam uykunun kapısından adım atacaksın ki… o an gelir.
Ya boğazın kurur, “keşke bir bardak su içseydim” diye düşünürsün; ya da vücudun o sessiz sinyali verir: “Tuvalete gitmen gerekiyor.”
İşte asıl savaş şimdi başlar. Kafanda iki taraf karşı karşıya gelir: Bir taraf “Kalk, git, rahat uyu” derken, diğer taraf “Bir kere daha dön, geçer belki, kalkmak çok zor” diye direnir. Yorganın altı o kadar sıcak ve konforludur ki, dışarıdaki soğukluk dünyanın en büyük engeli gibidir.
Beş dakika içinden pazarlık yaparsın: “Şimdi kalkarsam uykum kaçar, biraz daha bekleyeyim.” Ama ne kadar beklersen, o his o kadar büyür. Sonunda pes edip yorganı bir hamlede üzerinden atar, ayaklarını yere basarken kendi kendine söylenirsin: “Neden daha erken hatırlamadım ki?”
İş bitip geri yatağa döndüğünde ise bir bakarsın, o ilk uyku hali çoktan uçup gitmiştir 😂














