![]()
Hayat, sanki biz tam her şeyi yoluna koymuşken arkamızdan kıs kıs gülen bir senarist tarafından yazılıyor. Sabah alarmdan tam iki dakika önce uyanıp o muazzam uyku döngüsünü bozmakla başlayan süreç, gün içinde “sevimsizliğin” zirvelerinde dolaşıyor.
Mesela, markette her zaman en hızlı ilerleyeceğini düşündüğünüz kasaya geçersiniz; ama önünüzdeki amcanın elinde barkodu okunmayan bir ürün çıkar ya da tam o an rulo biter. İşte o bekleme süresi, evrenin size “Sabır testi başlıyor!” deme şeklidir.
Tam önemli bir yere yetişecekken çorabınızın parmağının delinmesi veya tam o çok beklediğiniz mesajı yazacakken şarjın %1’e inip telefonun kapanması… Bunlar tesadüf değil, günlük hayatın bize taktığı küçük çelmelerdir.
Yağmur başlar, şemsiyeniz açılmaz; rüzgar çıkar, şemsiye ters döner.
Sevdiğiniz birine uzaktan selam verirsiniz ama o sizi görmez, eliniz havada bir “modern dans” figürü gibi kalır. Aslında tüm bu anlar, ciddiye alınmayacak kadar absürt. Belki de hayatın tadı, bu küçük “sevimsiz” aksiliklere bir kahve eşliğinde gülüp geçebilmekte saklıdır. Sonuçta, her şey mükemmel olsaydı anlatacak bir hikayemiz kalmazdı!














