![]()
Hayat bazen muazzam bir zamanlama şakasıdır. Ne zaman üstünüzde diz yapmış bir eşofman ve ayağınızda rengi solmuş terliklerle “Şuradan iki ekmek alıp hemen döneyim, beni kimse görmez” lüksüne kapılsanız, evren o an düğmeye basar. İlkokul öğretmeniniz veya iş yerindeki o titiz iş arkadaşınız tam o sokak köşesinde beliriverir. Kuantum fiziği henüz açıklayamadı ama net bir gerçek var: Görünmek istememe katsayınız ne kadar yüksekse, tanıdık birine denk gelme ihtimaliniz o kadar artar.
O ölümcül göz teması kurulduğu an beyniniz acil durum senaryolarına geçer. İlk refleks, hayatınız boyunca ilginizi çekmemiş bir hırdavatçı vitrinindeki cıvataları, sanki Louvre Müzesi’ndeki bir sanat eserini inceliyor gibi derin bir hayranlıkla süzmektir.
Altın Kural: Asla yakalandığınızı belli edip “Beni bu halde görmeseydin” demeyin. Dik durun ve ayağınızdaki yırtık çoraba tezat bir özgüvenle “Yeni bir tarz deniyorum, salaş giyim modası” diyerek vizyonerlik taslayın.
Bu travmayı tekrar yaşamamak için bakkala bile giderken jilet gibi giyinin. Göreceksiniz, o gün tek bir tanıdık bile karşınıza çıkmayacaktır. Evrenin ters psikolojisi tam olarak böyle çalışır!














