![]()
Eskiden mektup beklemek tam bir sabır imtihanıydı. Kağıda dökülen cümleler önce postacıya, sonra yollara emanet edilirdi. “Bugün gelir mi, yarın mı?” diye posta kutusuna her gün göz atılırdı. Ama gelmese de teselli kolaydı: “Yoldadır, kaybolmamıştır.” Sessizlik huzur verirdi, merak güzeldi.
Şimdi iş tam tersi! Mesaj saniyeler içinde karşıya ulaşır ama beklemek tam bir işkenceye dönüşür. “Çevrimiçi” yazıyor ama cevap yok. “Görüldü” ibaresi çıktı mı işler karışır: “Beğenmedi mi? Kırdım mı? Yoksa unuttu mu?” diye beyin devreleri yanar.
Özetle: Mektup beklerken zaman yavaş geçer ama için rahat olur. Mesaj beklerken zaman kısadır ama aklın binbir türlü kuruntuyla dolup taşar. Yani asıl zorluk, beklemek değil; artık “bilinmezliği” kaldıramayacak hale gelmiş olmamız!














