![]()
İnsanoğlunun en büyük sınavı, aynada kendine bakıp “Ben bu değilim!” diye haykırmak isterken, berberin ensenize tuttuğu o küçük aynaya bakıp “Süper olmuş abi, tam istediğim gibi” demesidir. O an, aslında bir teslimiyet anıdır.
Her şey “Sadece kırıkları alalım,” ya da “Yanlar kalsın, üstten biraz kısalt,” komutuyla başlar. Ancak o koltuğa oturduğunuz an irade berberin eline geçer. Makas sesleri arasında saçlarınızın birer birer yere düştüğünü görürken içinizden bir parça kopar. Berber, son rötuşları yapıp o meşhur aynayı arkadan tuttuğunda karşınıza çıkan manzara ya bir Roma imparatoru ya da yanlışlıkla askerlik şubesine girmiş bir sivil gibidir.
Peki, neden itiraz edemeyiz? Çünkü o koltuk bir “sosyal nezaket” kapanıdır. Yanlış giden bir kesimi düzeltmenin yolu genelde saçın tamamen yok olmasıdır. Bu yüzden, eve gidip şapkayla gezmeyi ya da aynaya küsmeyi göze alır, o 200 metrekarelik dükkandan kahraman gibi çıkmak için yalanımızı söyleriz: “Eline sağlık abi, on numara!”
Asıl dram ise dükkandan çıkıp ilk vitrin camında kendinizle yüzleştiğinizde başlar. Neyse ki saç bu, kökü sizde; ama o travma bir sonraki tıraşa kadar baki.














