![]()
Kapı çaldı, açtım—gelmişler! İlk anda gülümseyerek hoş geldin diyorum ama içimde bir ses hemen devreye giriyor: “Eyvah, şimdi ne kadar kalırlar?”
Oturduk, çay koydum, laf lafı açdı. Herkes sohbet ediyor, gülüşüyor ama benim gözüm hep saatin üstünde. “Yarım saat geçti, bir yarım saat daha kalsa yeter” diye hesap yapıyorum. Biri “hava güzel” dese aklımdan “güzel de bir an önce evlerine dönseler” geçiyor.
Ne kadar nazik görünsem de, içimde kıvranıyorum. “Acaba çayı bitirince kalkarlar mı?”, “Kek de ikram ettim, artık yeter herhalde” diye bin bir düşünce. Sonunda “biz artık kalkalım” dediklerinde, yüzümde üzgünmüş gibi bir ifade takınsam da içimden “şükürler olsun!” diye bağırıyorum.
Sevimsizliğin en dürüst hali bu ya—insanlara nazik olmayı beceriyorum ama gerçek duygularım saatle yarışıyor! 😂














