![]()
Alışveriş merkezine girer girmez dünya güzelleşir sanki. Raflar dolu, ürünler düzenli, her şey göz kamaştırıcı. Elime bir kazak alırım, “ne kadar da güzel, tam bana göre” derim. Yanına bir pantolon, şöyle şık bir de çanta… Sepet doldukça içimde bir sevinç büyür. “Bugün harika alışveriş yaptım, evdeki eksiklerin hepsini tamamladım” diye kendi kendimi kutlarım. Hatta indirim etiketlerini görünce iyice coşarım, “buna bu fiyat kaçırılmaz!” diye üstüne bir şeyler daha eklerim.
Tam kasaya doğru ilerlerken içimdeki ses değişmeye başlar. Fişin yazılmasını beklerken birden aklıma gerçeğin soğuk yüzü çarpar: “Ne kadar para harcıyorum ben böyle?” Eleman rakamı söylediğinde ise kalbim bir an durur neredeyse. Elimi cüzdana atmadan önce hızla bir hesap yaparım: “Evde zaten iki tane benzer kazak var, o pantolonun da bir ay sonra modası geçer, bu çantaya da aslında pek ihtiyacım yoktu…”
Sonra utana sıkıla, “Şey, şunu çıkarsak oluyor mu?” diye sorarım. Bazen iki, bazen üç ürünü geride bırakıp cüzdandaki parayı teslim ederim. Dışarı çıkarken hem biraz rahatlar hem de içimden “neden hepsini alamadım ki?” diye hafif bir pişmanlık duyarım. Ama emin olduğum tek şey var: Bir dahaki sefere yine aynı heyecanla dolup taşacak, yine kasaya gelince canım sıkılacak!














