![]()
Toplu taşıma dediğimiz şey, aslında her sabah biletle girilen ama çıkışın tamamen şansa bağlı olduğu, dünyanın en ucuz “interaktif performans sanatı” mekanıdır. Kapılar açıldığı an başlayan o amansız mücadele, olimpiyat sporcularına taş çıkarır.
Henüz kahvaltısını yapmamış bir yolcunun omzunuzda uyuyakalması ve ağzından süzülen damlalarla ceketinize yeni bir harita çizmesi trajedidir. Ama aynı yolcunun aniden uyanıp, hiçbir şey olmamış gibi “Burası neresi, Viyana mı?” diye sorması tam bir komedi zirvesidir. Boş koltuk gördüğünde usain bolt kesilen teyzelerimizin, koltuğu kaptıktan bir saniye sonra gelen o mahzun ve yorgun bakışları ise Oscar’lık bir oyunculuk sergiler.
Hele o meşhur feryat: “Kaptan, orta kapı!” Bu cümle sadece bir talep değil, bir hayatta kalma çığlığıdır. Metrobüste akrobatik hareketlerle tutunmaya çalışırken, tanımadığınız biriyle istemeden girdiğiniz o samimi bakışma süreci, modern zamanların en garip romantizmidir.
Günün sonunda toplu taşıma; bizi sadece evimize değil, sabrımızın sınırlarına ve “İnsan gerçekten hayret ediyor” dedirten o eşsiz manzaralara götürür. Her şeye rağmen, o kaosta bile birbirine yol veren bir gülümseme, tüm günün yorgunluğunu unutturan küçük bir mucizedir.














