![]()
Benim için memlekete gelmek tatil değil, tek başına arenaya çıkmak. Elimde bir valiz, kolumda marka saatim esnafın gözünde tam bir yürüyen ATM’yim.
Kuaföre giriyorum. “Fön ne kadar?” diyorum. Adam beni süzüyor, saçımı değil, çantamı. Michael Kors, Almanya’dan. “Ablama 1200 olur.” diyor. Niye? “Abla senin saç gür, Avrupa havası yemiş.” Yalan. Benim saç düzleştiriciden yanmış, hava falan değil.
“Yok canım, geçen sene 300’dü” diyorum. O da klasik: “Abla geçen sene euro 20 liraydı.” Ben de cevabı yapıştırıyorum: “Benim maaşım aynı, senin makasın mı euro ile çalışıyor?”
Oradan çıkıyorum, elbise bakacağım. Dükkana girer girmez esnaf “Almanya’dan mı geldin abla?” diyor. Nereden anladı? Kotum açık mavi, daracık, Türkiye’de kimse böyle giymiyor. Tam aynada kendime bakıp “Oh ne güzel oldu” derken ağzımdan kaçıyor, ahh bir de evet yerine ja demesem! Adam “Ja?” diyor, ben “Evet evet” diye düzeltiyorum ama çoktan bitti, damga yendi. Esnafın yüzünde “tamam bu kesin gurbetçi, geçir” gülümsemesi.
Bir elbise beğeniyorum. “Ne kadar?” “Sana 2000 lira abla.” Hemen pazarlık modum açılıyor. “Abi ben orada fabrikada sabaha kadar ayaktayım, o parayı kolay mı kazanıyorum?
Esnaf acımıyor: “Abla senin euro’n var, bir de ja diyorsun.”
Ben daha acımıyorum: “Euro’m var da aklım da var. 800 veririm. Ja… ayy evet yani!”
Yarım saatlik ter dökmekten sonra 900’e alıyorum. Dışarı çıkınca ablam arıyor: “Aynısını yan dükkanda 600’e gördüm.”
En son kuruyemişçide patlıyorum. “Bir kilo fındık ver” diyorum, 800 diyor. “Yarım ver o zaman” diyorum. Çünkü biliyorum, ben Almanya’ya dönünce o fındığı tek tek sayarak yiyeceğim.
Akşam eve geliyorum, tek başıma çayımı içiyorum. Kazıklandım mı? Biraz. Ama en çok kendi kendime kızıyorum, yine ja dedim diye.















Malesef ki insanlığımızı, misafirperligimizi zamanla paraya tercih eder olduk.