![]()
İletişim çağında, milyarlarca insanın dijital ağlarla birbirine bağlandığı bir dünyada, tarihin en kalabalık ama en yalnız neslini oluşturuyoruz. Kadınlar da erkekler de aynı dertten muzdarip. Herkes şikâyetçi, herkes arıyor ama kilitler hiçbir anahtara uymuyor.
Peki, nerede hata yapıyoruz? Neden doğru ilişkiyi bulmak bu kadar zorlaştı? Cevap aslında elimizde tuttuğumuz o sanal dünyadaki ekranlarda ve hayali olarak büyüttüğümüz kriter listelerinde saklı.
İlk buluşmalar, hatta sanal dünyamızdaki ilk yazışmalar artık birer iş mülakatına döndü. Karşımızdakini anlamaya çalışmak yerine, elimizdeki gizli bir çeteleyle açık arıyoruz: Kendimize göre kriterlerimiz var bizim! 🙂
- Boyu boyuma, huyu huyuma… Boyu 1.80’in altındaysa gardıroba kaldıralım!
- Maddi imkânları mertebesi: Aracı var mı, evi var mı, anasıyla mı oturuyor, yoksa eziyetli bir huyu var mı?
Eskiden mahallede, okulda veya iş yerinde görülen, kusurlarıyla sevilen insanlar vardı. Şimdi ise cebimizde, kusursuz filtrelenmiş yüzlerin, idealize edilmiş hayatların sonsuz bir akışı var. Sosyal medya ve flört uygulamaları, insanlara “Bir tık uzağımda daha iyisi olabilir” duygusunu aşıladı. Kimse elindekiyle yetinmiyor, çünkü seçeneklerin sonsuz olduğu sanılıyor. Oysa seçenekler arttıkça karar verme yetimiz felç oluyor ve en ufak bir kusurda ilişkiyi harcamak çok kolaylaşıyor.
Beklentilerimizle, kriterlerimizde boğuluyoruz. Çünkü sevginin; iki kalbin arasına örülen en yumuşak sığınak olduğunu, en soğuk rüzgarlarda bile içini ısıtan minik bir bakış ya da ses olduğunu, el ele olmasan da aynı gökyüzünün altında huzur olduğunu hatırlamıyoruz, unuttuk.
Karşılıklı güvensizlik: “Önce o bana güvensin, önce o fedakârlık yapsın.” Bu karşılıklı bekleme odasında, kimse ilk adımı atıp maskesini düşüremiyor. Güvensizlik, yalnızlığın en büyük besin kaynağı haline geliyor. Doğru ilişkiyi bulamıyoruz; çünkü “doğru insanı” aramaktan, “doğru insan” olmayı unutuyoruz.
Kriterlerde boğulmayı bırakıp biraz “insan” kalabildiğimizde, o şikâyet ettiğimiz yalnızlık da kendiliğinden yerini anlamlı bağlara bırakacak.
Böyle devam edersek, mükemmel eş değil, ancak iş mülakatında hissederiz kendimizi. Kriter listelerini tuvalet kâğıdı gibi buruşturup atalım, biraz “kusurlu insan” olmaya ve karşımızdakini de öyle kabul etmeye niyet edelim. Yoksa daha çok kahve masalarında tek başımıza oturup “Neden kimse beni anlamıyor?” diye Instagram’a dert yanmaya devam ederiz.
Muhabbetle, Müzikle ve Sevgiyle kalın!















Beklenti yükseldikçe üzüntü kaçınılmaz oluyor..